Munzam Zarar Nedir? Yargıtay’ın Enflasyon Kararı

Munzam Zarar Nedir? Enflasyon Nedeniyle Munzam Zarar Talep Edilebilir mi? Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3534 E., 2025/15 K. Sayılı Kararı

Borçlunun borcunu zamanında ödememesi nedeniyle alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesi, alacaklı bakımından temerrüt faizini aşan bir zarara yol açabilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesinde düzenlenen munzam zarar (aşkın zarar), belirli koşullar altında bu zararın borçludan talep edilmesine imkân tanır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli, 2024/3534 Esas ve 2025/15 Karar sayılı kararı, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde munzam zararın nasıl ispatlanması gerektiği ve zararın hesaplanmasında hangi ekonomik verilerin dikkate alınabileceği bakımından önem taşımaktadır. Kararda, alacağın uzun süre tahsil edilememesi ve bu süreçte paranın satın alma gücünün azalması karşısında, yalnızca somut zarar belgelerinin sunulmamış olmasına dayanılarak davanın reddedilmesi hukuka uygun bulunmamıştır.

Bu yazıda munzam zararın hukuki niteliği, talep edilebilmesinin şartları, ispat yöntemleri, zamanaşımı ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin anılan kararının uygulamadaki önemi ele alınacaktır.

1. Munzam Zarar (Aşkın Zarar) Nedir?

Munzam zarar, diğer adıyla aşkın zarar, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklının uğradığı, temerrüt faiziyle karşılanamayan ek zarardır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesine göre alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa borçlu, kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Bu düzenlemenin temel amacı, borçlunun borcunu zamanında ödememesi nedeniyle alacaklının malvarlığında meydana gelen ve yalnızca temerrüt faiziyle giderilemeyen eksilmeyi telafi etmektir.

Örneğin bir kişi, vadesi geldiği hâlde ödenmeyen 500.000 TL tutarındaki alacağını yıllar sonra tahsil etmiş olabilir. Bu süre boyunca alacaklıya temerrüt faizi ödenmiş olsa bile enflasyon nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen kayıp, tahsil edilen faizle karşılanmamış olabilir. Alacaklının uğradığı zarar, somut olayın koşullarına göre temerrüt faizini aşabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Her geç ödeme ve her enflasyon artışı, kendiliğinden ve her somut olayda aynı miktarda munzam zarar doğduğu anlamına gelmez. Alacağın niteliği, temerrüt süresi, uygulanan faiz oranı, ekonomik koşullar ve zararın ortaya çıkış biçimi birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3534 E., 2025/15 K. sayılı kararı ise özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde zararın ispatına ilişkin değerlendirmesiyle öne çıkmaktadır.

2. Munzam Zararın Hukuki Dayanağı: TBK m. 122

Munzam zararın temel yasal dayanağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesidir.

Maddenin birinci fıkrasında şu düzenlemeye yer verilmiştir:

“Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.”

Maddenin ikinci fıkrası ise temerrüt faizini aşan zarar miktarının görülmekte olan davada belirlenebilmesi durumunda, davacının istemi üzerine hâkimin bu zarar hakkında da hüküm verebileceğini düzenlemektedir.

Bu hükümden anlaşılacağı üzere munzam zarar, asıl alacaktan ve temerrüt faizinden bağımsız olarak değerlendirilen, ancak borçlunun temerrüdüyle bağlantılı bir tazminat talebidir.

Munzam zarar talebinde alacaklı, yalnızca alacağının geç ödendiğini ileri sürmekle yetinmemeli; temerrüt faiziyle karşılanmayan bir zarar bulunduğunu ve bu zararın borçlunun temerrüdüyle bağlantısını ortaya koymalıdır. Bununla birlikte zararın ispatında hangi yöntemlerin kullanılacağı, somut olayın özellikleri ve ilgili yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Temerrüt faizi ile munzam zarar arasındaki fark nedir?

Temerrüt faizi, para borcunun zamanında ödenmemesinin kanuni sonucudur. Kural olarak alacaklının ayrıca zarara uğradığını veya zarar miktarını ispatlaması gerekmez.

Munzam zarar ise temerrüt faizinin karşılamadığı ek zarara ilişkindir. Bu nedenle iki talep birbirinden farklı hukuki temellere dayanır.

Temerrüt faizi, borcun geç ödenmesi nedeniyle kanunen veya sözleşme hükümleri çerçevesinde doğarken munzam zarar, bu faizle giderilemeyen zararın tazminini amaçlar. Munzam zarar hesabında aynı zarar kalemi için mükerrer tazminata yol açılmaması gerekir.

Örneğin alacaklının geç ödeme nedeniyle katlandığı finansman maliyeti veya ekonomik değer kaybı, somut koşullara göre munzam zarar hesabında değerlendirilebilir. Ancak aynı kaybın hem temerrüt faizi hem de munzam zarar adı altında iki kez karşılanması mümkün değildir.

3. Munzam Zarar Talep Edilebilmesinin Şartları Nelerdir?

Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında munzam zarar talep edilebilmesi için olayın özelliklerine göre belirli koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir.

3.1. Para borcunun bulunması

Munzam zarar, para borcunun zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan ve temerrüt faizini aşan zarara ilişkindir. Para borcunun kaynağı tek başına belirleyici değildir.

Sözleşmeden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya başka bir hukuki ilişkiden doğan para borçları bakımından, ilgili koşulların oluşması hâlinde munzam zarar talebi gündeme gelebilir.

Bununla birlikte her para alacağının geç ödenmesi, otomatik olarak munzam zarar tazminatı verilmesini gerektirmez.

3.2. Borçlunun temerrüde düşmüş olması

Munzam zarar talebinin temelinde borçlunun temerrüdü bulunur. Bu nedenle öncelikle borcun ne zaman muaccel olduğu ve borçlunun hangi tarihte temerrüde düştüğü belirlenmelidir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu, kural olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Bununla birlikte borcun ifa edileceği günün taraflarca birlikte belirlenmesi veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanılarak usulüne uygun biçimde belirlenmesi gibi durumlarda, ilgili şartların gerçekleşmesiyle ayrıca ihtara gerek kalmaksızın temerrüt meydana gelebilir. Haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme bakımından da kanunda özel düzenlemeler bulunmaktadır.

Dolayısıyla munzam zarar değerlendirmesinde temerrüt tarihi, borcun türü ve uygulanacak mevzuat dikkate alınarak belirlenmelidir.

3.3. Temerrüt faizini aşan bir zararın bulunması

Munzam zararın ayırt edici unsuru, alacaklının uğradığı zararın temerrüt faiziyle karşılanamamış olmasıdır.

Bu zarar, örneğin alacaklının borcunu tahsil edemediği için daha yüksek maliyetle kredi kullanmak zorunda kalması, üçüncü kişilere olan borçlarını zamanında ödeyememesi nedeniyle ek finansman giderlerine katlanması veya alacağının ekonomik değerinin önemli ölçüde azalması biçiminde ortaya çıkabilir.

Zararın hangi biçimde ortaya çıktığı kadar, temerrüt faiziyle karşılanmayan kısmının belirlenmesi de önemlidir.

3.4. Uygun illiyet bağının bulunması

Alacaklının uğradığını ileri sürdüğü zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır.

Başka bir ifadeyle, zarar yalnızca ekonomik koşulların kötüleşmesinden veya alacaklının kendi işlemlerinden kaynaklanmamalı; borcun zamanında ödenmemesiyle hukuken ilişkilendirilebilmelidir.

Örneğin alacaklı, tahsil edemediği para nedeniyle kredi kullanmak zorunda kalmışsa kredi sözleşmesi, ödeme kayıtları ve finansman maliyetleri zararın değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Bununla birlikte her finansman giderinin doğrudan borçlunun temerrüdüne bağlanması mümkün değildir; somut olayın koşulları ayrıca incelenmelidir.

3.5. Borçlunun kusuru ve kusursuzluğun ispatı

Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi, borçlunun kusursuzluğunu ispat etmedikçe temerrüt faizini aşan zararı da gidermekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir.

Bu yönüyle munzam zarar bakımından kanun, alacaklı lehine bir kusur karinesi öngörmektedir. Alacaklı, kural olarak borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ayrıca ispat etmek zorunda değildir. Borçlu ise koşulları varsa temerrütte kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.

Bununla birlikte borçlunun kusuruna ilişkin bu düzenleme, zararın varlığı, kapsamı ve temerrütle bağlantısının değerlendirilmesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Bu unsurların nasıl ortaya konulacağı, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, aşağıda açıklanan içtihatlar ışığında ele alınmalıdır.

4. Munzam Zarar Nasıl İspatlanır? Somut ve Soyut İspat Yöntemleri

Munzam zarar uyuşmazlıklarında en önemli meselelerden biri, alacaklının temerrüt faizini aşan zararını hangi delillerle ortaya koyacağıdır.

Geleneksel yaklaşımda alacaklının, temerrüt faizinin karşılamadığı zararı somut olgularla ispatlaması gerektiği kabul edilmiştir. Ancak yüksek enflasyonun yaşandığı dönemlerde, alacağın satın alma gücündeki kaybın ispatına ilişkin değerlendirmeler yargı kararlarında farklılaşmıştır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli kararı, bu tartışma bakımından önemlidir.

4.1. Somut ispat yöntemi

Somut ispat yönteminde alacaklı, borcun geç ödenmesi nedeniyle katlandığı ek maliyetleri veya malvarlığında meydana gelen eksilmeyi somut olay ve belgelerle ortaya koyar.

Somut ispat kapsamında değerlendirilebilecek delillere şu örnekler verilebilir:

  • Borcun tahsil edilememesi nedeniyle kullanılan kredilere ilişkin sözleşmeler ve ödeme kayıtları,
  • Üçüncü kişilere olan borçların zamanında ödenememesi nedeniyle katlanılan ek faiz veya gecikme maliyetleri,
  • Döviz cinsinden borçların zamanında ödenememesinden kaynaklanan ve temerrütle bağlantısı kurulabilen ek maliyetler,
  • Vergi, sosyal güvenlik primi veya diğer yükümlülüklerin gecikmesi nedeniyle yapılan ek ödemeler,
  • Borcun zamanında tahsil edilememesi nedeniyle ortaya çıkan finansman giderlerini gösteren muhasebe kayıtları ve diğer belgeler.

Bu belgelerin sunulması, ileri sürülen zararın varlığının ve miktarının belirlenmesine yardımcı olabilir. Ancak her belgenin zararı tek başına kanıtladığı söylenemez. Delillerin, temerrüt dönemi ve zarar kalemleriyle bağlantılı olarak değerlendirilmesi gerekir.

4.2. Soyut ispat yöntemi ve herkesçe bilinen ekonomik olgular

Soyut ispat yöntemi, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde paranın satın alma gücündeki kaybının ve ekonomik göstergelerin değerlendirilmesi bakımından önem kazanmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 187. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca herkesçe bilinen vakıalar ayrıca ispat konusu yapılmaz.

Bu çerçevede, yüksek enflasyonun yaşandığı bir dönemde paranın satın alma gücündeki önemli düşüş, döviz kurlarındaki değişim, altın fiyatlarındaki artış ve yatırım araçlarının getirileri, munzam zarar uyuşmazlığında dikkate alınabilecek ekonomik olgular arasındadır.

Ancak bu olguların hukuki etkisi konusunda dikkatli olunmalıdır. Ekonomik göstergelerin varlığı ile belirli bir alacaklının somut olayda temerrüt faizini aşan zararının kapsamı aynı mesele değildir. Ekonomik koşullar, zararın ispatında ve hesaplanmasında önemli bir değerlendirme unsuru oluşturabilir; bunların her uyuşmazlıkta hiçbir ek inceleme yapılmaksızın aynı sonucu doğurduğu söylenemez.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3534 E., 2025/15 K. sayılı kararı, yüksek enflasyon döneminde alacaklının soyut ispat yönteminden yararlanabilmesi ve zararın ekonomik veriler ışığında bilirkişi incelemesiyle değerlendirilmesi gerektiği yönündeki yaklaşımıyla öne çıkmaktadır.

5. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3534 E., 2025/15 K. Sayılı Kararı

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli, 2024/3534 Esas ve 2025/15 Karar sayılı ilamı, munzam zararın ispatı ve hesaplanması bakımından dikkat çekici bir karardır.

Karar, alacağını uzun süre tahsil edemeyen alacaklının, yüksek enflasyon nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararın yalnızca somut zarar belgeleri sunulmadığı gerekçesiyle reddedilmesini hukuka uygun bulmamıştır.

5.1. Uyuşmazlığın konusu

Karara konu olayda davacı, üyesi olduğu kooperatif tarafından kendisine tahsis edilen konutun kooperatifin borçları nedeniyle satıldığını ve konut karşılığında kendisine bir bono verildiğini ileri sürmüştür.

Bononun vadesinde ödenmemesi üzerine icra takibi başlatılmış; davacı, uzun süren takip sürecinin sonunda alacağını tahsil edebilmiştir. Ancak aradan geçen sürede ekonomik koşulların değişmesi ve paranın satın alma gücünün azalması nedeniyle tahsil ettiği tutarla başlangıçta amaçladığı konutu edinmesinin mümkün olmadığını belirterek munzam zarar talebinde bulunmuştur.

İlk derece mahkemesi, davacının geç ödeme nedeniyle uğradığı zararı somut olarak ispatlayamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Davacının istinaf başvurusu da bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmiştir.

Bunun üzerine uyuşmazlık Yargıtay incelemesine taşınmıştır.

5.2. Yargıtayın hukuki değerlendirmesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümler ve munzam zararın ispatına ilişkin ilkeler çerçevesinde değerlendirmiştir.

Daire, somut olayda alacağın tahsil edildiği tarihe kadar geçen süredeki ekonomik koşulların dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda enflasyon oranları, yabancı para kurlarındaki değişimler, altın fiyatları, vadeli mevduat faizleri, devlet tahvili getirileri ve asgari ücret artışları gibi göstergelerin değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Kararda, yüksek enflasyon döneminde alacaklının parasının değerini korumak amacıyla ekonomik getirisi bulunan yatırım araçlarına yönelmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu kabul edilmiştir.

Bu değerlendirme sonucunda, yalnızca somut zarar belgelerinin sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi doğru bulunmamıştır.

5.3. Kararın sonucu

Yargıtay, derece mahkemelerince konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan inceleme yaptırılması gerektiğini belirtmiştir.

Bu incelemede, ilgili dönemdeki ekonomik göstergeler dikkate alınarak alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı belirlenmelidir. Temerrüt faizini aşan zararın bulunması hâlinde, tahsil edilen temerrüt faizinin de hesaba katılması ve mükerrer tazminatın önlenmesi gerekir.

Bu nedenle ilk derece mahkemesinin kararı bozulmuş, bölge adliye mahkemesinin kararı kaldırılmıştır.

Kararın önemi, munzam zarar talebinin her durumda kabul edilmesi gerektiğini söylemesinden değil; yüksek enflasyonun ve ekonomik göstergelerin bulunduğu bir uyuşmazlıkta, zararın ispatını yalnızca bireysel ve somut zarar belgeleriyle sınırlayan bir yaklaşımın yeterli olmayabileceğini ortaya koymasından kaynaklanmaktadır.

6. Munzam Zarar Hesaplanırken Hangi Ekonomik Veriler Dikkate Alınır?

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin anılan kararında, munzam zararın belirlenmesinde tek bir ekonomik göstergenin esas alınması yerine, ilgili dönemin ekonomik koşullarını yansıtan çeşitli verilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Kararda özellikle şu unsurlar üzerinde durulmuştur:

Enflasyon oranları: Alacağın satın alma gücündeki değişimin incelenmesine yardımcı olur.

Döviz kurlarındaki değişimler: Yabancı paranın Türk lirası karşısındaki değer değişimi, ilgili dönemin ekonomik koşullarının değerlendirilmesinde kullanılabilir.

Altın fiyatlarındaki değişimler: Altının ilgili dönemdeki fiyat hareketleri, alternatif yatırım araçlarının getirileri bakımından dikkate alınabilir.

Vadeli mevduat faizleri: Paranın bankada değerlendirilmesi hâlinde elde edilebilecek getirinin incelenmesine yardımcı olabilir.

Devlet tahvili getirileri: İlgili dönemdeki yatırım getirilerinin değerlendirilmesinde kullanılabilir.

Asgari ücret artışları: Ekonomik değişimin ve satın alma gücündeki farklılaşmanın incelenmesinde yardımcı bir gösterge olabilir.

Bu göstergeler, kararın gerekçesinde belirtilen ekonomik veri sepetinin unsurlarıdır. Ancak bunların her somut olayda aynı ağırlıkla uygulanması zorunlu değildir. Alacağın niteliği, temerrüt süresi, uygulanması gereken faiz oranı ve uyuşmazlığın özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Bilirkişi incelemesinin amacı, ekonomik göstergeleri yalnızca sıralamak değil; bunlardan hareketle alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan zararının bulunup bulunmadığını ve varsa miktarını denetlenebilir biçimde ortaya koymaktır.

Bu nedenle munzam zarar hesabında hangi dönemin esas alınacağı, temerrüt başlangıcı, asıl alacağın tahsil tarihi, tahsil edilen faiz ve uygulanacak hesaplama yönteminin açıkça belirlenmesi önemlidir.

7. Yüksek Enflasyon Dönemlerinde Munzam Zarar Talebi ve Mülkiyet Hakkı

Munzam zarar uyuşmazlıkları yalnızca borçlar hukuku bakımından değil, alacağın ekonomik değerinin korunması ve mülkiyet hakkı bakımından da önem taşımaktadır.

Alacağın uzun yıllar boyunca tahsil edilememesi ve tahsil edildiğinde önemli ölçüde satın alma gücü kaybına uğraması, alacaklı üzerinde ağır bir ekonomik külfet doğurabilir.

Anayasa Mahkemesinin çeşitli bireysel başvuru kararlarında, enflasyon karşısında alacağın değer kaybetmesi ve bu kaybın giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkı yönünden değerlendirmeler yapılmıştır. Bu içtihatlar, munzam zarar taleplerinde ispat kurallarının ve etkili giderim yollarının önemini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte, bu konudaki hukuki gelişmelerin yalnızca Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli kararıyla sınırlı değerlendirilmemesi gerekir.

Anayasa Mahkemesinin Caner Şafak kararı

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 08.07.2025 tarihli ve 2024/41763 başvuru numaralı Caner Şafak kararında, özel hukuk ilişkisinden doğan bir alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesinin giderilmemesi iddiasını incelemiştir.

Mahkeme, Anayasa’nın 35. maddesinde korunan mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak 40. maddede düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve sorunun yapısal niteliği nedeniyle pilot karar usulünü uygulamıştır. Karar, 29.09.2025 tarihli basın duyurusuyla kamuoyuna açıklanmıştır.

Bu kararın önemi, alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesi sorununa etkili bir hukuki giderim sağlanması gerekliliğine dikkat çekmesidir. Bununla birlikte karar, her alacaklının talep ettiği tutarda munzam zarar tazminatı alacağı veya yalnızca enflasyon verisinin her durumda yeterli olacağı şeklinde yorumlanmamalıdır.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı ile Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3534 E., 2025/15 K. sayılı kararı birlikte değerlendirildiğinde, alacağın ekonomik değerindeki kaybın ve temerrüt faizinin yeterliliğinin etkili bir hukuki incelemeye tabi tutulması gerektiği görülmektedir.

Anayasa Mahkemesinin Caner Şafak kararının tam metnine Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası üzerinden ulaşılabilir.

8. Munzam Zarar Davası Ne Zaman Açılabilir? Zamanaşımı Süresi Nedir?

Munzam zarar talebinde zamanaşımı, davanın değerlendirilmesi bakımından önemli bir konudur.

Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça alacakların on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu düzenlemektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3534 E., 2025/15 K. sayılı kararında da munzam zarar talebi bakımından on yıllık zamanaşımı değerlendirmesine yer verilmiştir.

Bununla birlikte zamanaşımının başlangıcının her olayda aynı tarihe bağlanması doğru değildir. Asıl alacağın hukuki niteliği, temerrüt süreci, zararın doğumu ve talebin özellikleri birlikte incelenmelidir.

Somut olayda zamanaşımının hangi tarihte işlemeye başladığı belirlenirken, ilgili hukuki ilişkinin ve talebin niteliği değerlendirilmelidir. Bu nedenle dava açılmadan önce yalnızca genel bir süre hesabıyla yetinilmemeli; ilgili mevzuat ve güncel içtihatlar doğrultusunda zamanaşımı incelemesi yapılmalıdır.

9. Munzam Zarar Davasında Hangi Deliller Sunulmalıdır?

Munzam zarar davasında delillerin, ileri sürülen zararın türüne ve uyuşmazlığın özelliklerine uygun biçimde hazırlanması gerekir.

Somut zarar kalemlerinin bulunduğu uyuşmazlıklarda kredi sözleşmeleri, banka hesap hareketleri, ödeme belgeleri, ticari defterler, muhasebe kayıtları, üçüncü kişilere yapılan ödemeler ve ilgili yazışmalar önem taşıyabilir.

Yüksek enflasyon nedeniyle ekonomik değer kaybının ileri sürüldüğü uyuşmazlıklarda ise temerrüt dönemi boyunca gerçekleşen ekonomik göstergelerin ve uygulanan temerrüt faizinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi gerekebilir.

Bu çerçevede dosyanın niteliğine göre aşağıdaki hususlar değerlendirilmelidir:

  • Asıl alacağın tutarı ve hukuki dayanağı,
  • Borçlunun temerrüde düştüğü tarih,
  • Alacağın tamamen veya kısmen tahsil edildiği tarihler,
  • Tahsil edilen temerrüt faizi ve uygulanan faiz oranı,
  • İleri sürülen ek zarar kalemleri ve bunları destekleyen belgeler,
  • İlgili döneme ilişkin ekonomik göstergeler,
  • Zarar ile borçlunun temerrüdü arasındaki bağlantı,
  • Zamanaşımı ve diğer usule ilişkin koşullar.

Bilirkişi incelemesinin sağlıklı yürütülebilmesi için talep edilen zararın hangi olgulara dayandığının açıkça ortaya konulması önemlidir. Hesaplama yönteminin denetlenebilir olması ve aynı zarar kaleminin iki kez tazmin edilmemesi gerekir.

10. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin Kararı Uygulamada Ne Anlama Geliyor?

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli kararı, özellikle uzun süre tahsil edilemeyen para alacaklarında munzam zarar talebinin değerlendirilmesi bakımından önemlidir.

Karar, yüksek enflasyonun yaşandığı bir dönemde alacağın ekonomik değer kaybının yalnızca alacaklının bireysel zarar belgeleri üzerinden ele alınamayacağını; ilgili dönemin ekonomik göstergelerinin de değerlendirmeye katılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu yaklaşım, alacağını uzun süre tahsil edemeyen kişilerin munzam zarar iddialarını ileri sürerken somut zarar belgeleriyle birlikte ekonomik koşullara ilişkin verilerden de yararlanabilmesi bakımından önem taşır.

Ancak kararın kapsamı doğru anlaşılmalıdır. Yargıtay, her geç ödenen alacak bakımından otomatik olarak munzam zarar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini söylememiştir. Kararın somut olayındaki ekonomik koşulların, temerrüt süresinin ve faiz oranlarının birlikte değerlendirilmesini; uzman bilirkişi incelemesiyle temerrüt faizini aşan bir zarar bulunup bulunmadığının belirlenmesini gerekli görmüştür.

Bu nedenle munzam zarar talebinde bulunulurken hem hukuki koşulların hem de hesaplamaya esas alınacak verilerin dikkatle değerlendirilmesi gerekir.

Sonuç

Munzam zarar, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi nedeniyle alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan ek zararının giderilmesini amaçlayan önemli bir borçlar hukuku kurumudur.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli, 2024/3534 Esas ve 2025/15 Karar sayılı ilamı, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde munzam zararın ispatı ve hesaplanmasında ekonomik göstergelerin dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Kararda, yalnızca somut zarar belgelerinin sunulmadığı gerekçesiyle talebin reddedilmesi yerine, uzman bilirkişi incelemesiyle temerrüt faizini aşan zararın bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 2024/41763 başvuru numaralı Caner Şafak kararı da alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması ve bu kaybın giderilmesine yönelik etkili hukuki yolların bulunması bakımından ayrıca önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, munzam zarar uyuşmazlıklarında asıl alacak, temerrüt tarihi, tahsil süreci, uygulanan faiz oranı ve ilgili ekonomik göstergeler birlikte değerlendirilmelidir. Her somut olayın kendi özellikleri dikkate alınarak yapılacak hukuki ve mali inceleme, talebin kapsamının ve ispat yönteminin belirlenmesinde belirleyici olacaktır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3534 E., 2025/15 K. Sayılı Kararının Tam Metni

T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2024/3534
  • Karar No: 2025/15
  • Karar Tarihi: 13.01.2025
  • Konu: Munzam (aşkın) zarar talebi

Yukarıda incelenen hukuki değerlendirmelerin dayanağını oluşturan Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin kararının tam metni aşağıda yer almaktadır.

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1750 E., 2024/1903 K.

HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2023/1038 E., 2024/588 K.

1-Davacı vekili; kooperatifin üyesi olan davacıya konut tahsis edilmesine rağmen davalı kooperatifin borcundan dolayı tahsis edilen konutun satıldığını, davalı tarafından bunun karşılığında davacıya 28.08.2007 tanzim, 29.10.2017 vade tarihli, 135.000,00 TL bedelli senet verildiğini, senedin vadesinde ödenmemesi üzerine davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, davacının uzun süren uğraşlar sonucu alacağını 219.264,86 TL olarak tahsil etmiş ise de bu parayla ev alamadığını, bu sebeple değişen ekonomik koşullar gereği aşkın zararının oluştuğundan, aşkın zararın ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

2-Davalı vekili; davalı kooperatifin konut yapımlarının devam ettiğini, davacıya tahsis edilen konutun mülkiyet hakkının doğmadığını, davacının konuta ilişkin ödemelerini tam olarak yapmadığından davalının borçlandığını, borçtan dolayı icra yoluyla satılan daireden kaynaklı olarak davacının aşkın zararının doğmadığını, davacının müvekkili kooperatiften istifa ettiğini, istifa nedeniyle ancak çıkma payı alacağı talep edebileceğini, müvekkilinin icra baskısı altında ödeme yaptığını, icra takip dosyası borcunun tüm ferileriyle birlikte kapatıldığından davacının aşkın zararının doğmadığını, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

3-İlk Derece Mahkemesince; davacının, davalı kooperatif üyesiyken kendisine tahsis edilen dairenin icra yoluyla satıldığı ve dairenin yerine geçmek üzere kendisine 135.000,00 TL bedelli senedin anlaşma doğrultusunda verildiği, davacı tarafından senedin yaklaşık altı sene sonra tahsil edildiği, kooperatiften alacağı para ile konut alacağı hayaliyle yaşadığı, uzun süre alacağını tahsil edemediğinden bu hayalini gerçekleştiremediği, bugün tahsil edilen para ile ancak bir veya iki yıllık kira parasını ödeyebileceği beyan edilmişse de davacının bu beyanıyla genel anlamda enflasyon nedeniyle yoksun kaldığı kârı talep ettiğinin anlaşıldığı, somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü iddia ve ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir.

4-İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

5-Bu karara karşı davacı vekili tarafından süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Dava, bonodan kaynaklanan alacağın vadesinde ödenmemesi, borçlunun temerrüde düşmesi nedeniyle uğranılan aşkın zarar (munzam zarar) alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanması gerekmektedir;

Mevzuat Hükümleri:

818 sayılı mülga Kanun’un “Munzam zarar” kenar başlıklı 105. maddesi şöyledir:

“Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.

Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.”

Bu Kanun’u ilga eden 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Aşkın zarar” kenar başlıklı 122. maddesi şöyledir:

“Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “B. Borçlunun temerrüdü I. Koşulları” kenar başlıklı 117. maddesi şöyledir:

“Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.

Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.”

4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un”Temerrüt faizi” kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“(Değişik : 15/12/1999 – 4489/2 md.) Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.”

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “II-Zararın ve kusurun ispatı” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.

Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.”

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “III-1. Belirlenmesi” kenar başlıklı 51. maddesi şöyledir:

“Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.

Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.”

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspatın Konusu” kenar başlıklı 187.maddesi şöyledir:

“(1)İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.

(2) Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.”

Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları :

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 112-126. maddeleri arasında, aşkın zarar dahil, borçların ifa edilmemesinin sonuçları düzenlenmiştir. Aşkın zarar, borçlunun temerrüdünün bir sonucu olduğu için temerrüt hükümleri aşkın zararın hesaplanmasını önemli ölçüde etkilemektedir. Kanun’un 112. maddesinde borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğu hükmü bulunmaktadır.

Borçlunun Temerrüdü :

Munzam zararın anlaşılabilmesi için öncelikle temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar vardır.

Bilindiği gibi temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine 818 sayılı BK’nın 103. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 120. madde) gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresinde varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Borçlu kusurlu olsun veya olmasın sonuçta borç alacaklıya zamanında ödenmemiş demektedir.

Türk hukukunda alacaklıya zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanımıştır. Ayrıca faiz yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu para miktarından yarar sağlaması şart olmadığı gibi, bu yararların iadesi amacını da taşımaz.

Diğer taraftan temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz.

Aşkın Zarar (Munzam Zarar):

Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür”. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.11.1999 tarihli ve 1998/13-353 E. 1999/929K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.

MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI:

Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.

A. Bir Para Borcunun Bulunması

Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir;

Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden doğan para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.

B.Borçlunun Temerrüdü

Türk Borçlar Kanunu 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.

C. Munzam Zarar

Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart “temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa” ifadesi ile TBK. m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.

Türk-İsviçre Hukuku’nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.

D. Uygun İlliyet Bağı

Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.

Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.

E. Kusur

Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince “borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe” faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.

TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.

Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.

MUNZAM ZARARIN İSPATI:

Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.

Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir.

Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur.

Yüksek Enflasyon Dönemlerinde;

Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.

Normal Enflasyon Döneminde;

Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir.

20.10.1989 gün ve 1988/4 esas 1989/3 karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi’nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesi’nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11. 2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 57031/12 başvuru no.lu Suna Denizci/Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.

Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK’nun 50 ve 51. maddeleri (mülga BK’nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.

Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;

1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı

2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,

3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları

4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları

5. Asgari ücret artışı

6. Altın fiyatlarındaki artış

Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.

ZAMANAŞIMI:

Munzam zararın tazmini davası 818 sayılı BK’nın 125 ve Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca 10 senelik zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımının başlangıç tarihi ise alacaklının alacağının tamamının tahsil edildiği tarihtir.

Somut olayda, davacının davalı kooperatifin üyesi olduğu, kooperatifçe kendisine tahsis edilen konutun davalının borcundan dolayı satıldığı, davalı tarafından davacıya 28.08.2017 tanzim, 29.12.2017 vade tarihli senet verildiği, senedin vadesinde ödenmediği ve davacının 08.02.2018 tarihinde icra takibine geçtiği, davacının icra takip sonucu alacağını 24.07.2023 tarihinde tahsil ettiği, temerrüt tarihi olan 29.12.2017 tarihinden alacağın tahsil edildiği 24.07.2023 tarihine kadar ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler yine o dönem içerisindeki yasal faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına da uygun olduğu, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olduğu kanaatine varılmakla, davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulü gerekir.

Mahkemece konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulan sepet hesabına göre davacı alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından da davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarı çıkartılarak, davacının munzam zarar miktarı bulunup davacı alacaklının aşkın zararının (Munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken, davacının somut olarak zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK’nın 373/1. maddesi gereğince Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararı KALDIRILARAK; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 07.06.2024 tarihli, 2023/1038 Esas, 2024/588 Karar sayılı kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi gönderilmesine, 13.01.2025 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Yukarı Çık